Amatör futbol ligleri  başladı ve futbolumuzda pusuya yatıp uykusundan uyanan şiddet de maçların başlamasıyla beraber çirkin yüzünü gösterdi...

Avrupa’da amatör lig maçları panayır havasında şenlik içinde geçerken, bizde ise gerilim filmleri gibi geçmekte... Hafta sonlarında statlara gelen seyirciler sanki bayram varmış gibi coşku içinde maçları tamamlayıp evlerine dönüp bir sonraki haftayı iple çekerken, bizde ise seyirciler maçlara ellerinde palalar, sopalar, bıçaklar ve patlayıcı maddelerle gelmekte hiçbir çekince görmemekteler...

Amatör liglerimizde öyle takımlar var ki anlatılır gibi değil!.. Rakip takım daha otobüsten indiğinde hoş geldin diye karşılanmayı beklerken ellerinde bıçaklarla tehdit edilerek karşılanmakta... Devre arasında ise soyunma odalarına gelinerek tehdit edilmekte. Maç içinde sahaya atılan patlayıcı maddeler, küfürler ise maç öncesi ve sonrası yaşanan şiddetin yanında hiçbir şey değil!.. Yani maça gelmenin tek bir amacı var; ‘Kır, dök, parçala bu maçı kazan...’ Maçta şiddete başvurup olay çıkartan futbolcu baş tacı, aleyhlerinde düdük çalan hakem ve maçı oynamaya gelen takım doğduğu günden bu yana yaşadığı tüm olumsuzlukların sorumlusu, sahada katledilmesi gereken bir düşman... Rakip geliyor; korkarak... Hakem geliyor; korkarak... Dolayısıyla gerçekten futbol heyecanı yaşamak için gelen seyirci de maçlara artık gelmekten vazgeçiyor.

Takımlar sahaya çıkarken şiddetten ilk olarak nasibini otobüsten inen konuk takım futbolcuları ve idarecileri alıyor; iteklenen oyuncuya tanımadığı biri tarafından bıçak gösterilip yenmek için oynandığı taktirde başına neler geleceği gösteriliyor. Sahaya çıkarken maç daha başlamadan başlayan küfürden hakem de nasibini alıyor... Maç başladığında ise zaten hat safhada olan gerilim sonucu futbolu değil bir an önce canını kurtarmayı düşünür oluyorsun... Maçı mağlup olarak bitirirsen en iyi olasılıkla küfür, aşağılanmalar eşliğinde stattan ayrılıyor, gol atıp öne geçtiğinde ise görevli iki polisin yetersiz kalmasından dolayı, şiddet girişimlerine göz yumulmasıyla oluşan olaylar sonucunda, şanslıysan eğer; maçın ilerleyen dakikalarında gelen çevik polisin eşliğinde stadı terk ederken ancak derin bir nefes alıyorsun...

15 Temmuz günü darbe girişimi karşısında ağır silahlara, tanklara karşı adını, tuttuğu takımın rengini sorgulamadan omuz omuza karşı durup, kardeşim dediğine, amatör maçta şiddet uygularken aynı safta yer aldığının farkında olamadığın gibi, ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez' diye tek bir ağızdan çıkmışcasına meydanlarda beraber saf tuttuğun kardeşine de bir amatör maçta şiddet uyguladığının da farkında olamıyorsun...

Maçlarda oluşan bu şiddet olaylarını önlemedikçe 15 Temmuz günü oluşan o muhteşem birlikteliğe inanmam. Biz milletiz teröre darbeye devleti teslim etmeyiz söylemi tamam da statlarda bir top için bölünmeye ne demeli? Futbol maçı için sahaya çıkan her bir futbolcu asker adayı ve maalesef vatanı için şehit olma adayıyken ve sen tribünlerde 'şehitler ölmez vatan bölünmez’ diye bağırıp şehit olduğunda aynı safta yer tutacakken, nasıl oluyor da bir top için aynı safta yer aldığın vatan evlatlarına, kardeşlerine, şiddet uygulamakta en ufak bir duraksama yaşamıyorsun? Maçlarda bağırıyorsun; ‘Ya Allah bismillah Allahu ekber ve Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diye, oysa ne ağzına aldığın Allah yaptığın şiddeti onaylar ne de sporcunun ahlaklısını sevip yurtta ve dünyada barış isteyen Atatürk yaptığın şiddeti onaylar.

Ve sen bu yazılanları da okuyup ‘Doğru bee, kendime geleyim’ demeyeceğine göre, şiddeti sonlandırmanın yolu da devlete düşer... Yani maalesef ya her amatör müsabakaya ya bolca çevik kuvvet yada şiddete başvuran her kulübün ligden ihracı gerek...

YAZI: ATİLLA ÖZALP / Bu yazı Aydınlık Gazetesi'nde yayımlanmıştı

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.