Bu satırları yazmaya başladığım anda bu yazının kahramanı olan İzlanda'lı futbolcular futbolun mucidi İngiltere'yi yenmenin ve çeyrek finale çıkmanın sevincini yaşıyorlardı. 
Euro 2016 eleme gruplarına başlarken bizimde bulunduğumuz grupta 5.torbadan kuraya girerek grubun averaj takımlarından biri olacağı düşünülen, bazıları tarafından bırakın gruptan çıkmasını,ilk 4'e bile girmesinin mucize olduğu düşünülen 332 bin nüfusu olan küçücük bir devletten bahsediyoruz. 
2008 yılında ekonomik olarak iflas eden fakat yaptığı çalışmalarla yeniden var olmaya çalışan bir ülke İzlanda. 
Yeniden futbol konusuna gelirsek; 2002 yılında ikliminin uygun olmaması dolayısıyla resmi maç oynayacak neredeyse hiç bir sahası olmayan,fakat yapılan plan ve projelerle  bugün itibarıyla yaklaşık 40 civarında futbol oynanacak kapalı futbol sahası bulunan bir ülke İzlanda.
332 bin kişilik nüfusuna rağmen yaklaşık 25 bin lisanslı futbolcusu olan, nüfusa göre lisanslı futbolcu oranı yüzde 7.5 olan bir ülke İzlanda. Bizde bu oran yaklaşık yüzde 2 civarlarında.                              
İzlanda nasıl başarılı oldu konusuna gelecek olursak, neredeyse hiç bir yıldız futbolcusu olmayan,takım oyununa sadık kalan,haddini bilerek oynayan bir takım İzlanda. Sahalarını çok iyi kapatıyorlar.Birbirleriyle çok iyi yardımlaşıyorlar.Bizdeki gibi "kendince Dünya yıldızları yok"Yani takım bir oyuncunun takımı değil.Kadrolarındaki 23 oyuncu da oynasın ya da oynamasın takımı sahipleniyorlar.Birbirlerine inanılmaz destek oluyorlar.Bizdeki gibi birbirlerine küs değiller.
Antrenörleri de sadece futbol oynamaya geldiklerini,ellerinden geleni yapacaklarını söylerken,egosunu ortaya koymuyor. Basın toplantısında asla bir gazeteciyi azarlamıyor.Tavır yapmıyor. Turnuva sonrası başarılı olmasına rağmen, yerini yardımcısına bırakacağını da her defasında söylemekten çekinmiyor.Yani koltuğa yapışmadığını her platformda açıklamakta sakınca görmüyor..Takım da asla bir prim kavgası da yok.Kimse paranın peşinde değil.Varsa yoksa dertleri küçük ülkelerinin reklamını yapmak.Bizdeki gibi sen çok aldın ben az aldım derdinde asla değiller. Bizdeki gibi bir maçta 200-250 bin euro primde almıyorlar. Takım değerleri sadece 45-50 milyon euro değerinde.Yaklaşık 20 milyar dolar milli gelir ve kişi başı yaklaşık 60 bin dolar gelirle dünyanın en zengin ülkelerinden birisi.İsteseler bizden daha fazla prim veremezler mi tabi ki verebilirler.
Ama paradan önce ülke tanıtımına öncelik vermişler.Oyuncularının bir çoğu sıradan liglerde oynuyorlar.Bizdeki gibi ayakları yerden kesilmiş değil.Bence şimdiden bu turnuvada efsane oldular.Çeyrek finalde ev sahibi Fransa'yla karşılaşacaklar belki elenecekler favori değiller, bazılarına göre bir sürpriz daha yapabilirler ama bana göre yaptıkları asla sürpriz değil evsahibini de eleyebilrler.Çünkü bir planları var. Ellerinden geldiği kadar futbolun doğrularını yapmaya çalışıyorlar. Sadece futbol oynamak için sahaya çıkıyorlar.
Bu küçük ülkeye saygı duymamız lazım.Bazılarının da bu isimsiz futbolcuları örnek alarak akıllarını başına alması lazım.Başarı için paranın her şey olmadığını gösteren kariyerleri ve ülkeleri küçük  fakat iş ahlakları büyük bu takımı hepimizin ayakta alkışlaması gerekiyor.
Ben şu anda ayaktayım ve çılgınca alkışlıyorum.
YAZAN:ÜMİT YILMAZ

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.